»

tütün kokan adam

acayip bir adamın, acayip alt benliği olarak beyin kıvrımlarında doğdu. en saçma salak şeyleri sorgulamaktan çekinmiyor. hayır, hayır. sorulması yasak olan şeyleri değil, saçma salak şeyleri. bir gün ev sahibi olan pısırık adamdan ayrı bir vücuda çıkmanın hayalini kuruyor. ya da konuşlandığı beyinin oturma hakkını elde etmekte diretiyor. boş zamanlarda ev sahibinin beyninni ağrıtıyor. çevredeki dünyaya boş boş bakıyor, ya da sebepsiz biçimde ota boka sövüyor. şimdilik bu kadar.

Not 1: arada bişey yazıyosunuz, yalanlayasım geliyor. yaparsam kusura bakmayın derdim valla sizle değil
Not 2: ask butonu var bak. o var ya... boşuna yok orda
Not 3: Bazi insanlar kaynak kodu niyetine gelmis dünyaya. Aman "amima kodu" olmasin da...

Home Archive RSS Ask Flick'ine bandım kuş yuvasından küllük olmaz Bir hikaye ki, sorma gitsin
hicterketmeyensevgili:

Oguzcan’nin dövmesini yaptirdik sonunda :))

lorke lorke lorkelorke hanimey lorkeeee!…

hicterketmeyensevgili:

Oguzcan’nin dövmesini yaptirdik sonunda :))

lorke lorke lorkelorke hanimey lorkeeee!…

Hayat ne getirir bilmiyorum ama “tütün kokan adam” olarak anılmak genel gelecek planım.

Belki sigarayı bırakırım, belki daha da arttırırım. Belki motorsiklet alırım, belki sadece aile arabası kafi gelir. Belki mühendislik eğitimini bırakır gitar çalarım, belki “sabah 8 akşam 5”ci olurum. Belki çocuklarımı bana göre bir optimum insan modeline göre yetiştirmeye çalışırım, belki dayatmacı bir baba olurum. Belki elimden hiçbir iş gelmez, belki babam gibi mahallede tadilat-tamirat için aranan adam olurum. Belki 30’uma geldiğimde tsm’ye kesin geçiş yaparım, belki hala metal dinliyor hatta ayarı deathcore’a yükseltiyor bile olabilirim. Ayda bir ya da haftada bir içebilirim. Ama o kırlangıcın ağzından, dilinden, klavyesinden çıkan “tütün kokan adam” tabiri hep benimle kalacak. Belki de en güzeli bu. Kemiklerim toz olsa bile. Ki benim gibi bir adamın elde edebileceği yegane sonsuzluk bu.

THEY MIGHT BE GIANTS “Istanbul (Not Constantinople)” (by tubmanss)

Ne cıngıllı şeysin sen öyle :D

duygusal gibi olmasın da

nekropsi:

Çocukken sahip olamadığım bazı şeyleri gördüğümde hala bir kıpırdanma oluyor lan bende.

Mesela gameboy.

Tasarımı, şekli, tuşları, görünüşü bile bir heyecanlandırıyor beni hala. Komşumuzda vardı, biraz oynamıştım. Bir fotoğrafı bile “lan ne sevimli bişey bu ya” falan dedirtiyor hala.

Anca ayı gibi tetris oynadık anasını satıyım. O kartuşları bile bir güzel lan gameboyun!

Ama mahallemizde atarisi bile olmayan çocuklar da vardı tabi. Doyumsuzluk gibi olmasın. Mahallenin en iyi atari kasetleri bendeydi.

Bir de ricochet vardı. Ters dönse de gidebilen uzaktan kumandalı araba. Devrilme olayı yoktu. Şimdi düşününce hiç bir cazibesi yok, çok saçma gibi. Ama zamanında kafayı takmıştım lan ona da…frkk.

Üstad birçoğumuzun yarasına parmak basmış. Takdir edilesi…

Varoluş Parodisi

sarmasigara:

Bir sigara daha… Resmen bok içinde yüzüyorum. Saçlarım gözlerimin önünde. Kafam hem ağzımdaki sigaranın dumanından kaçmak, hem de ekranı rahat görebilmek için geriye doğru kırk beş derece. Lanet olsun bir kül tablam bile yok. Bir de boynumdan omzuma yayılan şu illet ürperti. İliğime kadar donuyorum desem; değil. Vücudum yeni yeni uyanmaya başlıyor desem zaten sabahlarım kayıp. Duruldum nedensiz…

 Son bir nefes, izmarite son fiske, pencereden aşağıya. Kendime de bi fiske atsam. İntihar için değil, izmarit gibi aşağıya süzülmek için. yere kondu mu yanmak belki biraz için için. Umarsız, gereksiz, yetersiz, dengesiz beslenme. Ruhum da bedenim kadar dengesiz mi yağlandı? Şu anda bana en içli gelen şey içli köfte. En duygusal şey ise; ısıtılan bir kurufasulyenin sürekli tıkırtısı. Annenin emeği sonuçta. Son enerjisinden faydalanılsın diye buzluğa atılan bir pil misali inceden titremekteyim. Ağırmış hayat, zormuş. Sebepsiz güldüm hep.

 Yalnız değilim. Mutsuz değilim. Sadece durgunum. Kafa yorgun, beden yorgun. Sağdan sola koşturmak zor artık. Lakin koşura koştura yaşamak lazım bu şehirde. Unutkanım çokça. Aforizma da kasardım belki lakin, kelimeler de kullanılıp anlamını yitirdi bir yerde. Bir şarkı; “Bırak bu Rock ‘n’ Roll’u”… Çalsın bakalım. Belki bir anlam ifade eder. Az biraz da olsa ruhumu okşasa…

 Sormayın bana ne oldu. Ben de bilemedim zaten. Sadece bir umut var mı diye bakınıyorum neyle alakalı olduğunu bilmeden. Var bu işin içerisinde bir “varoluş parodisi”. Yersizim muhtemeln, çokça da zamansız. Bu şarkı bitecek ve sonra “Bizden Geçti”. Ve adını bilmediğim o abimiz bana bu dünyadaki en içten mesajı dayatıcak tekrar; “… kanıtlayabilirim size öldüğümü…”

…demişim vaktiyle. Nerden nereye…

Put that book down and give me a kiss!..

 Sevdiceğin size aldığı kitapla beraber yanına koyduğu, üzerinde bu ibareyi barındıran bir ayraç tahayyül edin… Bu sizi ne kadar mutlu eder? Ve kitap olarak da Charles Bukowski’nin “Ekmek Arası”ndan bahsediyorum. Lakin bu yazı kitapla ilgili değil. Kampüslerdeki çimenlik alanlarla, uzun yürüyüşler, kültür sanat aktiviteleri ve hepsinden daha önemlisi bunların hepsine el ele, kol kola koşturan bir çift hakkında.

 Kesinlikle ayağınız yerden kesilir, te yandan daha sağlam da basmaktasınızdır yere. hayalleriniz, planlarınız, umutlarınız olur. Her biri gün geçtikçe ve her yeni günün yıpratıcılığına rağmen yürür. Alışmanın güzelliğini keşfedersiniz, ayakta kalmayı başardığınız için gururlu, sevdiceğiniz gözünüzün içine baktığı, size sarıldığı için mutkusunuzdur. Beraber yemek yapmanın, ardından onların bulaşıklarını yıkamanın basitliği ve rahatlatıcılığı vardır dört bir yanda. Beraber keşfettiğiniz grup ve şarkılar sizi bir araya getirir. Kendinizi bir nevi superman/superwoman hissedersiniz. Gelin görün ki kriptonitiniz sevdiğinizdir. Bu tehlikeyi zaten göze aldınız ya, olsun ufak bir hatırlatma sadece.

 Ve bir kitaba, filme, oyuna ne kadar dalarsanız dalın bazı talepleri asla geri çevirmezsiniz. Sadece bir miktar ertelersiniz. Gerçi onda da içiniz yanar da, neyse. Günleriniz, geceleriniz ayrı güzeldir artık. Ve bir gün böyle hiçbir halta benzemeyen bir yazı yazarsınız. Belki de hiç yayınlamazsınız, kim bilir?

[Flash 9 is required to listen to audio.]

lifetime-lost:

156. A música com um dos seus solos preferidos.

The Unforgiven II- Metallica

…lay beside me under wicked sky/ black ofday, dark of night we’ll share this paralize…

Cuma degil ama olsun, cuma niyetine

Verdim ff’i, uydum hasil olan imama!

hicterketmeyensevgili. Url’n gibi olursun umarim. :)

[Flash 9 is required to listen to audio.]

i love you so much, can’t count all the ways
i’d die for you girl, and all they can say is
“he’s not your kind”
they never get tired of puttin’ me down
and i never know when i come around
what i’m gonna find
don’t let them make up your mind
don’t you know

girl, you’ll be a woman soon
please come take my hand
girl, you’ll be a woman soon
soon you’ll need a man

i’ve been misunderstood for all of my life
but what they’re sayin’, girl, just cuts like a knife
“the boy’s no good”
well, i finally found what i’ve been looking for
but if they get the chance, they’ll end it for sure
sure they would
baby, i’ve done all i could
now it’s up to you

sarmasigara:

The Black Keys - Hell of a Season (by IndieMusicUniverse

Gecenin şarkısı olsun istiyorum olmaz mı? Ya da haftanın, ya da ayın, ya da mevsimin…